Cemal Yıldız – Makale
HİKMET ÜZERİNE
Değerli olurlarım,
Yüce Rabbimiz her yarattığı şeyi bir hikmet üzerine yaratmıştır. Yaratmış olduğu şeye de vermiş olduğu görevi eksiksiz yerine getirilmesini ona tabiri caiz ise “kod” lamıştır.
Mesela gözümüze vermiş olduğu görme görevini kulağımıza vermiş olduğu işitme görevini bizim engellememiz mümkün mü? Yani gözünüz açıkken görmemeyeyim derseniz görmenizi engelleyemezsiniz.
Kulağınız tıkalı değilken duymamanız mümkün mü?
Aynı şekilde kalbimizin, nabzımızın, akciğerimizin, karaciğerimizin, nefesimizin, böbreklerimizin işlevlerini engellemek bizim elimizde değildir. (Engellilik durumu hariç)
Veyahut saçımızın, sakalımızın, tırnaklarımızın büyümesini engellemek bizim elimizde değildir.
Aynı şekilde kirpiklerimizin veya kaşlarımızın saçlarımız gibi uzamasını arzu etmemiz de boşuna bir çabadır.
Buradan hareketle;
Yüce Rabbimizin uzuvlarımızı ikişer adet olarak yaratmasının bir hikmeti olduğu gibi, kalbi tek yaratmasının da bir hikmeti olmalı diye düşünüyorum.
İki güzümüz, iki kulağımız, iki burun deliğimiz, iki elimiz, iki ayağımız, iki ciğerimiz, iki böbreğimiz, göğsümüzde bulunan iki önemli uzuv bunların hepsi önemli ve ikişer adet yaratılmıştır.
Evet bunların tek yaratıldığını düşünürsek bugünkü halimize baktığımızda hikmeti daha da iyi anlayacağımız kesindir.
Bu uzuvların ikişer adet yaratılışında bir hikmet var olduğu gibi kalbin de tek yaratılışının bir hikmeti olmalı.
Peki bir insanın vücudunda kalp ne zaman iki adet olur.
Müslüman bir kardeşimizle karşılattığımızda onunla musaffa yapıp sarılıksak bizim kalbimiz onun sağ göğsüne denk gelir onun kalbi de bizim sağ göğsümüze denk gelir. İşte o zaman tek olan kalbimiz iki olmuş olur.
Bu mecazi ve hikmet dolu anlatımdan ne anlamalıyız.
Müslümanlar kardeştir.
Müslümanlar tek yürektir.
Müslümanlar birdir.
Müslümanlar birbirlerinin derdine ortaktırlar.
Müslümanların kalbi aynı anda Allah için atmalıdır.
Bu durumu şu hadislerle daha da iyi anlamak mümkün.
Abdulah İbni Ömer R.A rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”
Hz. Ebû Zer (r.a.) kendi başından geçen nurlu bir hatırayı şöyle anlatır:
“Resul-i Ekrem Efendimizle (a.s.m.) karşılaşıp da musafaha etmediğimiz hiç vaki değildir.
Her karşılaşmada musafaha ederdi. Beni bir gün evden çağırtmıştı.
O gün evde yoktum. Eve geldiğimde haber verdiler. Hemen huzuruna vardım, divanın üzerinde oturuyorlardı.
Beni görünce ayağa kalktı ve kucakladı. Bu manzara benim için çok, hem çok güzel bir şeydi.”(2) Müsned, V/168.
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:
“Onlar/sahabeler karşılaştıklarında musafaha ederlerdi. Bir yolculuktan döndüklerinde de kucaklaşırlardı.”
Taberani Mu’cemu’l-Evsad, Mecmau’z-Zevaid 8/36 Mecmau’l-Bahreyn, Zevaidu’l-Mu’cemeyn 5/262
– Şa’bi (ra) anlatıyor: “Resulullah (asm), amcası oğlu Câfer İbnu Ebî Tâlib Necaşi’den döndüğünde onu karşıladı, kucakladı ve gözlerinin arasından öptü.”Ebü Dâvud, Edeb”
Değerli okurlarım,
Bugün şöyle bir dönüp de etrafımıza baktığımızda, Müslümanların bölük pörçük olduğunu bırakın ülkelerine sahip çıkmalarını kendi insanına dahi sahip çıkamadıklarını görüyoruz.
Müslümanlar, kendi öz kardeşleriyle küs, eşler birbirlerine küs, çok değersiz işerden dolayı anne, baba çocuklarıyla görüşmüyor, akrabalık bağları kopmuş, cami cemaati birbiriyle barışık değil, tasavvuf ehli kendi aralarında barışık değil.
Ülke insanı etnik kimlikten, mezhepten, meşrepten dolayı birbirine düşman kesilmiş.
Peki, bu gidişat nereye kadar.
Eğer birey olarak düzelmezsek toplum olarak da düzelmemiz mümkün değildir.
Dolayısıyla Müslümanın, Müslümanı sevmeden başka hiçbir çıkar yolu yoktur.
Birbirimizi seveceğiz. Her görüştüğümüz yerde musafaha yapıp kucaklaşacağız. Kalplerimizi ikileyeceğiz.
Bu ne anlama geliyor. Benim kalbim senin kalbinle atacak iki kalp ama bir kalp olarak atacak.
Sarılalım önce evimizdeki eşimize, çocuklarımıza, annemize, babamıza, arkadaşımıza, hocamıza, mahalledeki bakkala, emrimizin altında olanlara veya emri altında olduklarımıza sarılalım.
Bundan bir zarar gelmez. Aksine samimiyeti arttırır.
O zaman Allah ve Resulünün yolundan gitmiş oluruz. Hadi gelin bunu bir dörtlükle pekiştirelim.
Sana derim ey gardaşım,
Bırakma beni can yoldaşım,
Paylaşalım benim aşım,
Senin aşın benim aşım,
Her şeyde bir hikmet vardır sözünün bu yazımızdaki hikmeti sırrı “sarılmak” tan geliyor.
Hikmetin sırrına akıl ermez.
İşte tam da burada Hz. Musa As. ile Hz. Hızır As. ın hikmet dolu arkadaşlığına sıra geldi ama onu da bir daha yazımızda inşallah paylaşalım.
Ve son söz Resulullah SAV efendimiz Miraca çıkmadan önce Cebrail As tarafından göğsü yarılıp kalbine iman ve hikmet konuldu.
Bakın bu konuda Sevgili peygamberimizin SAV Hadisleri nasıl bize ışık oluyor.
Göğsümü yardı ve kalbimi zemzem suyu ile yıkadı. Sonra içinde hikmet ve iman dolu altından bir tas getirerek onu kalbime boşalttı. Sonra göğsümü kapattı. Daha sonra da elimden tutarak beni semaya çıkardı.” (Buharı, Salât, 1; Müslim, İman, 263).
Sürçü lisan etmiş isek af ola. Allah’a emanet olunuz efendim.




